
Uluslararası ilişkilerde düşmanlık-dostluk yoktur, karşılıklı çıkarlar vardır. Ülkelerarasındaki ekonomik ve ticareti ilişkiler de tamamen çıkar esasına dayanır. Dostluk başka alışveriş başka sözü, bunu öz biçimde anlatır.
Çin-Rusya Federasyonu-Türkiye ekonomik ilişkileri bu kriterlere uymuyor. Maalesef Çin’in lehine, Türkiye’nin aleyhine çalışıyor.
İhracat yaptığımız ilk on ülke; Almanya, Birleşik Krallık, ABD, Irak, İtalya, Fransa, İspanya, Hollanda, Romanya ve BAE’den oluşuyor. Görüleceği gibi Çin en çok mal ihracat ettiğimiz on ülkenin içinde yok.
Çünkü Çin ihracat ettiğimiz ülkeler sıralamasında ancak 20 inci sıradan girebilmiş. Uzun bir gerilimden sonra yeni ilişkiler kurduğumuz Suriye bile 19 uncu ihracat partnerimiz, yani Çin’den daha fazla mal satıyoruz.
İhracat sıralamamızda Rusya Federasyonu 12 inci sırada. İlk on ülke içinde Müslüman ülke olarak 5 inci sırada Irak var, İlk 20’de ise 10 uncu sırada BAE, 16 ıncı sırada Fas, 17 inci sırada Mısır var.
Şimdide ithalat ettiğimiz ülkelere bir göz atalım. Çin ilk sırada. Çin’e Rusya Federasyonu, Almanya, BAE, ABD, İsviçre, İtalya, Güney Kore, İspanya izliyor.
İthalatta Müslüman ülke olarak Malezya 16 ıncı, Suudi Arabistan ise 19 sıradan girebilmiş. Müslüman ülkelerle ihracat ve ithalatın gerilerde olması düşündürücü değil mi? Mesela, ihracatta ilk 5’te olan Irak ilk 20’de yok.
Buna karşın ihracat ettiğimiz ülkeler listesinde ilk 20’de olmayan Hindistan ithalat listesinde 12 inci, Güney Kore 9 uncu, Japonya 14’üncü sıradan en çok ithalat ülkeler listesinde yer almış. Ekonomik ilişkilerde dostluk yoktur, çıkar vardır, demiştik. Evet, Güney Kore ve Japonya dost ülke ama ihracatımızda ilk 20’de yoklar…
Şimdi istatistiklerle analizimizi sürdürelim. Ocak-Eylül döneminde ihracatta Almanya 16 milyar 552 milyon dolar ile ilk sırayı alırken, bu ülkeyi 12 milyar 392 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 12 milyar 19 milyon dolar ile ABD, 9 milyar 835 milyon dolar ile İtalya ve 8 milyar 674 milyon dolar ile Irak takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 29.7’sini oluşturdu.
Ocak-Eylül döneminde ithalatta 36 milyar 754 milyon dolar ile ilk sırayı alırken, bu ülkeyi 31 milyar 801 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 22 milyar 273 milyon dolar ile Almanya, 12 milyar 742 milyon dolar ile ABD, 11 milyar 687 milyar milyon dolar ile İtalya izledi. İlk beş ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43.1’ini oluşturdu.
Kritik soru şu, Ocak-Eylül dönemindeki ihracat-ithalat verilerindeki en çarpık nokta ne? Çin ve Rusya Federasyonu ile olan ekonomik ve ticari ilişkilerimizdeki dengesizlik. Son yıllarda Çin ve Rusya Federasyonu ile iyi ilişkilerimiz var, bu olması gereken bir durum, devam da etmeli.
Ancak Çin’den 9 ayda 36 milyar 754 milyon dolar mal alırken, sadece 2 milyar 327 milyon dolar mal satmamız sağlıklı bir çıkar ilişkisine dayanmıyor. Yine Rusya Federasyonu’ndan 31 milyar 801 milyon dolar mal alırken, sadece 4 milyar 824 milyon mal satmamız adil bir durum değil. Burada uzun uzun hesap etmeye gerek var mı, bizim sattığımızın kaç katı bize mal sattıkları ortada.
İşte bu ülkelerle olan çarpık ekonomik ilişkimiz yıllık ihracat-ithalat verilerimizi çok olumsuz etkiliyor. Ocak-Eylül döneminde toplam yıllıklandırılmış mal ihracatımız 269.7 milyar dolar iken, yıllıklandırılmış mal ithalatımız ise 359 milyar dolar. Bu ne demek, yıllıklandırılmış dış ticaret açığımız 89.3 milyar dolar demek. Şimdiden 9 aylık açık 67 milyar dolara geçti bile. İhracatın ithalata karşılama oranı da kırmızı alarm veriyor.
Bu açığın kök nedenlerinde biri imalat sanayinde ve ihracatta ileri teknoloji ürünlerinin düşük olması. Ocak-Eylül döneminde ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3.7. Aynı dönemde ileri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı ise yüzde 11.3. ne demek istediğim anlaşıldı sanırım.
Tekrar Çin konusunu dönerek yazıyı bitirelim. Çin ve Rusya Federasyonu ile olan çarpık ticareti ilişkilerimiz, ilk önce yüksek dış ticaret açığı vermemizi neden olurken, kelebek ve domino etkisiyle cari ve bütçe açığımızı yükseltiyor, bu da dövize olan talebi ve döviz fiyatlarını tırmandırıyor.
Dengesiz ilişkileri en az Türkiye kadar Çin ve Rusya Federasyonu da düzeltmeye çalışmalı, çünkü sürdürülebilir değil…







